Floransa, 1500'lerin başında iki sanatçıya aynı soruyu sordu: Bir şehrin tarihini duvara nasıl kazırsınız? Salonun bir tarafında Leonardo da Vinci'nin Anghiari Savaşı, diğer tarafında Michelangelo'nun Cascina Savaşı yükselecekti. Eğer tamamlanmış olsalardı, Rönesans'ın en dikkat çekici iki resmi karşı karşıya duracaktı. Ama bu hikâyenin tuhaflığı tam da burada başlıyor: İki eser de planlandığı gibi bitmedi.
Floransa'da iki farklı güç
Leonardo, 1452 doğumluydu. Michelangelo ise 1475'te dünyaya gelmişti. 1504 yılına gelindiğinde biri yarım asrı devirmiş, diğeri henüz yirmi dokuz yaşındaydı. Leonardo resim, mühendislik, anatomi ve doğa gözlemi arasında dolaşan bir ustaydı. Michelangelo, mermerden çıkardığı figürlerle adını duyurmuş; Davud heykelini 1504'te tamamlamıştı. Her ikisi de insan bedenine derin bir ilgi duyuyordu, fakat onu anlatırken farklı sorular soruyorlardı.
Leonardo için bir yüzün kaslarındaki gerilim, korkunun ve öfkenin nasıl göründüğünü anlamanın yoluydu. Michelangelo içinse bedenin duruşu başlı başına dramatik bir dildi. Bu ayrım onları kolayca “zıt karakterler” olarak etiketlemeye yetmez; ama Floransa'nın verdiği siparişte iki yaklaşımın yan yana görülmesini sağlar. Aynı kamusal mekân, iki ayrı görsel düşünceyi ağırlayacaktı.
Michelangelo'nun Davud heykeli o yıllarda Floransa'nın meydanına yerleştirilmişti. Bu eser, genç sanatçının mermeri yalnızca ustalıkla işleyebildiğini değil, büyük bir kamusal figür kurabildiğini de göstermişti. Leonardo ise resimdeki hareket, ışık ve duygu üzerine yıllardır çalışan tanınmış bir isimdi. Büyük salondaki görev, bu iki sanatçıyı aynı ölçeğe taşıdı: Artık söz konusu olan bir atölye çalışması ya da özel sipariş değil, Floransa'nın kendisini anlatacağı kamusal bir yüzeydi. Bu nedenle her çizgi hem sanatçıların itibarı hem de şehrin hafızasıyla ilgiliydi.
Savaş alanı: Palazzo Vecchio
Floransa yönetimi, Palazzo della Signoria'nın büyük meclis salonu için Leonardo'ya Anghiari Savaşını resmetme görevi verdi. Ardından Michelangelo, Cascina Savaşı için görevlendirildi. Bunlar rastgele seçilmiş sahneler değildi: Kentin geçmişindeki askerî zaferler, yönetimin kullandığı salonun duvarlarında anılacaktı. Sanatçılar aynı alana yönelik büyük ölçekli tasarımlar hazırlarken, sipariş doğal olarak karşılaştırılmalarına da yol açtı.
Leonardo'nun odağı, 1440'taki Anghiari çatışmasının şiddetiydi. Günümüze ulaşan çalışmalarında askerlerin yüzleri gerilir, atların ve insanların hareketi birbirine düğümlenir. Eserin merkezindeki mücadele, sonraki kopyalar sayesinde kısmen tanınır. Ressamın gözünde savaş, zafer kutlamasından çok, insan ve hayvan bedenlerini içine çeken bir kargaşa gibi görünür.
Michelangelo başka bir anı seçti: Cascina yakınlarında yıkanırken alarma geçen askerler. Henüz savaşa girmemiş bedenler birden harekete geçer. Kimisi sudan çıkar, kimisi eğilir, kimisi silahına yönelir. Bu seçim, ona birbirinden farklı duruşları ve kas hareketlerini gösterebileceği bir sahne sunuyordu. Konu savaş olsa bile resmin gerilimi, önce bedenlerin ani tepkisinden doğacaktı.
İki sahneyi zihinde yan yana koyunca fark daha belirginleşir. Leonardo bizi doğrudan çatışmanın merkezine iter: Yüzler, atlar, kollar ve silahlar tek bir hareketin içinde sıkışır. Michelangelo ise çarpışmadan hemen önceki eşiği uzatır. Askerlerin giysilerine ve silahlarına yetişmek için verdiği kısa mücadele, büyük savaş anlatısının önüne geçer. İki tasarım da izleyicinin bedenini hissetmesini ister; biri şiddetin ortasında, diğeri beklenmedik bir çağrının ilk saniyelerinde. Buradaki karşılaştırma sanatçıların niyetini kesin olarak bildiğimiz anlamına gelmez. Günümüze kalan çizimler ve kopyalar üzerinden okunabilen görsel bir ayrımdır.

Çatışma kâğıt üzerinde kaldığında
Her iki sanatçı da duvar resmi için “karton” denilen büyük, tam ölçekli hazırlık çizimleri yaptı. Bu çizimler, resmin duvara aktarılmasında kullanılan tasarımlardı. Ancak sonuç, zihinde kurulan o görkemli salon olmadı. Leonardo'nun duvar resmi yarım kaldı; Michelangelo'nunki ise duvara uygulanmadı. Hazırlık kartonlarının asılları da günümüze ulaşmadı.
Böyle bir sona kolayca başarısızlık denebilir. Fakat eserlerin etkisi yalnızca son halleriyle ölçülmüyor. Genç sanatçılar tasarımları inceledi, figürleri kopyaladı, hareketi ve anatomiyi onlardan öğrendi. Heykeltıraş Benvenuto Cellini'nin daha sonra bu iki tasarımı “dünyanın okulu” diye anması, onların sonraki kuşaklar için taşıdığı ağırlığı anlatır. Uffizi'nin aktardığı Vasari anlatısında, genç Raphael'in de bu kartonların ününü duyarak Floransa'ya geldiği söylenir. Bu, bir tarihçinin kesin olarak doğruladığı özel bir konuşma değil, dönemin sanat çevresindeki etkiyi gösteren tarihî bir anlatıdır.
Bugün bir müzede Sangallo'nun Michelangelo'nun tasarımından yaptığı kopyaya baktığımızda, iki ayrı zamanı aynı anda görürüz: Önce 1500'lerin başında hazırlanan ve kaybolan büyük çizimi, sonra onu hatırlatmaya çalışan başka bir sanatçının elini. Leonardo'nun savaşçı yüzü etüdü ise bitmiş resme giden yolu gösterir. Bu eserler önemlidir, fakat hiçbiri büyük salondaki iki özgün duvar resmini görüyormuşuz gibi davranmamıza izin vermez. Sanat tarihinde “kayıp” sözcüğü bazen tek bir boşluğa değil, çevresinde kalan çok sayıda iz ve yoruma işaret eder.
Gerçek rekabet, efsane ve boşluklar
Leonardo ile Michelangelo arasındaki ilişki, bugün çoğu zaman bir film sahnesi gibi anlatılır: Birbirine meydan okuyan iki deha, karşılıklı duvarlar, kesin bir kazanan. Belgelerin ve eserlerin söylediği daha incelikli bir şey var. Aynı kamusal proje içinde karşı karşıya geldiler; çağdaşları onları kıyasladı; ortaya koydukları tasarımlar birbirinden çok farklıydı. Buna karşılık, onlara atfedilen her sert sözün veya anekdotun aynı sağlamlıkta kanıtı yok. Anlatıyı heyecanlı kılmak için bilinmeyen bir tartışmayı olmuş gibi sunmaya gerek yok.
Bu yüzden rekabetin en somut yüzü kişisel bir kavga değil, yaptıkları seçimlerdir. Leonardo savaşın içindeki öfkeye yaklaştı; Michelangelo savaş başlamadan önceki bedensel hareketi yakaladı. Biri yüzlerdeki ruh hâlini, diğeri figürlerin fiziksel enerjisini öne çıkardı. Böylece aynı salonun siparişi, sanatın iki ayrı imkânını göz önüne serdi. Ne Leonardo'yu yalnızca düşünceye, ne Michelangelo'yu yalnızca kasa indirgemek gerekir; ikisinin de merakı bundan çok daha genişti.
Bu hikâyeyi anlatırken “hangi sanatçı daha büyüktü?” sorusu cazip gelebilir. Fakat yarışma için bir jüri kararı ya da iki tamamlanmış eser yok. Üstelik onları izleyen sanatçılar tek bir taraftan beslenmedi. Raphael gibi genç bir ressam için Floransa, Leonardo'nun resim ve çizimleriyle Michelangelo'nun heykel ve tasarımlarını birlikte görebildiği bir şehirdi. Sanatın ilerlemesi, bazen birinin ötekini yenmesinden çok, aynı soruna verilen farklı cevapların dolaşıma girmesiyle mümkün olur.
Bugün neden önemli?
Floransa'ya gidip o duvarlarda iki eseri yan yana göremeyiz. Leonardo'nun resmi tamamlanmadı; Michelangelo'nun resmi gerçekleşmedi. Elimizde etütler, sonradan yapılmış kopyalar ve bu projeyi anlatan kayıtlar var. Bir tarih hikâyesi için bunlar eksiklik gibi durabilir. Sanat tarihi içinse aynı zamanda güçlü bir izdir: Bazen bir eserin gerçekleşmemiş hâli bile sonraki sanatçıların bakışını değiştirir.
Belki de bu karşılaşmayı unutulmaz kılan, kimin kazandığını bilmememizdir. Leonardo ve Michelangelo'nun tasarımları bitmiş eserler olarak yarışmadı; ama bedenin, hareketin ve duygunun nasıl resmedilebileceğine dair iki iddialı öneri bıraktı. Floransa'nın duvarında eksik kalan şey, sanatçıların zihinlerinde ve onları izleyen kuşakların çizimlerinde yaşamayı sürdürdü. Bazen tarihin en güçlü sahnesi, tamamlanmamış olandır.
